Meridyen Derneği’nin 20. yüzyıla damgasını vurmuş ilim insanları ve aydınlarının hayatlarına tanıklık etmek üzere başlattığı “Meridyen Biyografi Konuşmaları Dizisi”nin III. toplantısı, 14 Kasım 2014 Cuma akşamı Meridyen Derneği’nin Üsküdar’daki tarihi mekânında gerçekleşti.

Meridyen Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Büyükdeniz’in selamlama konuşmasıyla başlayan program, Yazar Demet Tezcan’ın “Bir Çığır Öyküsü: Şule Yüksel Şenler” başlıklı konuşmasıyla devam etti:

“Her kişiyi ve her olayı kendi dönemi içerisinde değerlendirmek gerekir. Şule Yüksel Şenler’in ailesi, cumhuriyetin modern aile modeli içerisinde gönüllü olarak yer almış ailelerindendi. O dönemde, Şule Yüksel Şenler’in dedesi muhtardı. Şule Yüksel Şenler’in dedesi bir gün eve geldiğinde eşine: ‘En üst düzey bürokrattan, en alt düzey memuruna kadar herkesin eşleri çarşafını çıkararak, topluma örnek olacakmış’ dedi. Şule Yüksel Şenler’in anneannesi gönüllü olarak bu duruma evet diyenlerdendir. Tüm toplum ise, buna gönüllü olarak ayak uydurmamıştır. Dönemde jakoben bir sınıf vardı. Jakoben sınıfta toplum iki sınıfa ayrılır, kendileri üst sınıf ve ötekileştirdikleri diğerleri de alt sınıf olarak değerlendirilirdi. Toplumun alt sınıfı dedikleri sınıf, dindar kesimdi. Dini yaşamak isteyen herkes ötekileştirdikleri, aşağıladıkları, hor gördükleri kesimdi. Dini yaşamak ve dini toplumsal alanda görünür kılmak; köylülük, cahillik, din ise zaten çağ dışı, çağın önündeki bir engel olarak görülürdü. Şule Yüksel Şenler’i bu dönem içerisinde özerk kılan unsurlardan bir tanesi, jakoben sınıfın kendini konumlandırdığı üst sınıf içerisinden çıkıp ezber bozan olmasıdır. Modern hayatın içerisinde, o dönemin jakobenleri gibi, dini o çağda yaşanmaz gören bir ailenin içerisinden gelmiştir.”

demettezcan

Demet Tezcan, Şule Yüksel Şenler’in hayatına şu sözleriyle ışık tuttu:

“Aslen Kıbrıslılardı. Kendisi, üç kız üç erkek kardeş, altı kardeşin üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Babası o yıllarda Kayseri’de memurdur. Şule Yüksel Şenler de Kayseri’de dünyaya gelmiş ve altı yaşındayken İstanbul’a yerleşmişlerdir. Şule Hanım’ın annesi ev içerisinde baskın bir karaktere sahip, tüm modern yaşantılarına rağmen kızları üzerinde aşırı titizlenen, okula gidip gelirken bizzat kızlarıyla gidip gelen bir annedir. Şule Yüksel Şenler ortaokula giderken annesi bir kalp rahatsızlığı geçirmiş ve okula götürüp getiremeyeceği için, yalnız da bırakmak istediği için, Şule Yüksel Şenler iki yıl okuldan uzak kalmıştır. Annesi iyileşip: ‘Hadi kızım seni okula götüreyim,’ dediği zaman ise Şule Yüksel Şenler, kendisinden küçüklerin içinde okumak istemediği için bunu gurur meselesi yapmış ve okula gitmemiştir.”

“Bir gün, Şule Yüksel Şenler’in abisi Üzeyir Şenler çok hastalanmış, ağır bir sarılık geçirmiş, ölmek üzere olduğu haberi gelince hastaneye koşmuşlar. ‘Abi bizden bir isteğin var mı?’ diye sorduklarında: ‘Şule, senden tek bir şey istiyorum, falanca arkadaşın evinde Risale dersleri veriliyor, oraya git’. Üzeyir Şenler, hep Şule Yüksel Şenler’e şunu demiştir: ‘Şule, ben öyle inanıyorum ki, sen örtünürsen yüzlerce, binlerce kız senin peşinden gidecek. Sen örtünürsen, ben gerekirse hamallık yapar, sana dünyanın en güzel başörtüsünü alırım’. Şule Yüksel Şenler de hastalık, ölüm korkusuyla: ‘Tabii abi sen nasıl istersen,’ diyerek Risale okunan eve gitmiştir. Teyzeler, Şule Yüksel Şenler’in Üzeyir’in kardeşi olduklarını duyduklarında: ‘Sen oku bize o zaman, hadi bakalım,’ demişler ve teyzelere Risale okumalarına başlamıştır. Yıl 1960. Bu süreç böyle devam ederken Şule Yüksel Şenler arayışlara girmiş ve örtünmeye karar vermiştir.”

tezcandemet

Demet Tezcan, Şule Yüksel Şenler’in yazarlık dönemine ise şu sözleriyle değindi:

“Şule Yüksel Şenler 1967 yılında, ‘İslam Kadınına Hitap’ başlıklı bir yazı kaleme almış ve açılan davalarla, örtündükten sonraki ilk yazısıyla kendisini hakim karşısında bulmuştur. Şule Yüksel Şenler Bâb-ı Âli Sabah Gazetesi’nden sonra Müslüman kadın kimliği ile günlük Bugün Gazetesi’nde köşe yazarlığına başlamıştır. Yazıları çok ses getirmiş ve çok beğenilmiştir. Ben, Şule Yüksel Şenler’in hayatını yazarken, 1 yıl boyunca kendisini dinledim ve anlattığı her konu ile ilgili adeta sağlamasını yaparak gittim. Onlarca kişiyle görüştüm ve bu görüştüklerimin içinde istisnasız herkes şunu söylüyordu: ‘Şule Hanım o kadar etkili yazıyor, o kadar beğeniliyordu ki; evde bir kişi onun gazetedeki köşe yazısını sesli okur, ailedeki herkes dinler ve ondan sonra günlük işimize başlardık’.”

tezcand.

Tezcan, Şule Yüksel Şenler’in, ‘Şık, Zarif, Modern’ sloganını ise şu sözleriyle açıkladı:

“Şule Yüksel Şenler, ‘Şulebaş’ ismiyle moda akımı oluşturacak bir tasarım yapmıştır. Dikiş yeteneği olduğu için kalıplarını kendisi oluşturmuş ve bu kalıpları gazeteye basmıştır. Avrupa’daki mankenlerin fotoğraflarını keserek onlara guaj boyayla başörtüler çizmiştir. Mankenleri guaj boyayla tesettüre sokup: ‘Kızlarımız böyle örtünebilirler, örtünmeye başladılar’ diyerek gazetede yayınlamıştır. Ben, Şule Yüksel Şenler’in 40 yıllık arşivini satır satır inceledim. Şık, modern, zarif tasarımı çok yoğun ilgi görmüştür. Şule Yüksel Şenler, gittiği her şehirde rengini, etkisini bırakmış ve ‘Şulebaş’ toplumda moda olmuştur. Şule Yüksel Şenler bugünün tabiri ile bir star haline gelmiştir. Attığı her adımı takip edilen birisidir. Her konferansında 5000 – 10000 kadar katılımcı bulunmuştur. Mesela,Ordu’da verdiği konferans 27 caminin hoparlöründen şehre dinletilmiştir.”

“‘Beni, ‘yazmalısın sen’ diyerek yazarlığa iten Şule Yüksel Şenler’dir” diyen Demet Tezcan, Şule Yüksel Şenler ile tanışma hikâyesini anlattıktan sonra son olarak, Şule Yüksel Şenler hakkında katılımcılar tarafından yöneltilen soruları cevapladı.

Program, Demet Tezcan’ın kitaplarını imzalamasının ardından son buldu.