Meridyen Derneği’nin 20. yüzyıla damgasını vurmuş ilim insanları ve aydınlarının hayatlarına tanıklık etmek üzere başlattığı “Meridyen Biyografi Konuşmaları Dizisi”nin ilk toplantısı, 17 Ekim 2014 Cuma akşamı Meridyen Derneği’nin Üsküdar’daki tarihi mekânında gerçekleşti.

Doç. Dr. Abdulhamit Kırmızı’nın katılımıyla gerçekleşen toplantı, Meridyen Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hatice Uğur’un selamlama konuşmasıyla başladı:

“Meridyen Derneği’nin 20.yüzyıla damgasını vurmuş ilim, fikir ve hareket öncülerinin hayatlarına tanıklık etmek üzere başlattığı ‘Meridyen Biyografi Konuşmaları Dizisi’nin ilk toplantısına hoş geldiniz. Biyografiler, eskimez deyimiyle hal tercümeleri, bir kimsenin hayatının tarihçesidir. İlgileri, çizgileri ve uzmanlık alanlarıyla yaşadıkları çağın ve toplumun ilerisinde olan, sıra dışı hayatlarıyla insanların ilgisini çekenlerin tarihçesi…”

“Meridyen Derneği olarak, biz Müslümanların Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in hayatını tespit gayretiyle mayalandırarak tarihe armağan ettiği bu geleneği yeniden canlandırarak, günümüz insanına, devraldıkları mirasın taşıyıcılarını bir nebze de olsa tanıtmak istedik. Organize ettiğimiz bu seminer dizileriyle düşünce, fikir ve hareket dünyamızı derinden etkilediğini düşündüğümüz güzide şahsiyetleri yine güzide isimler tarafından sizlerle buluşturmayı hedefliyoruz. Çalışmanın ilk aşamasında Muhammed Hamidullah, Sezai Karakoç, Hayrettin Karaman, Şule Yüksel Şenler gibi ömrü mamur şahsiyetleri farklı yönleriyle yeniden keşfetme fırsatı bulacağınızı umuyoruz.”

bkonusmalari

Program, Doç. Dr. Abdulhamit Kırmızı’nın “Ne Bilür Kadrini Erbâb-ı Kemâlin Cehele’: Müslümanlar ve Hayat Yazımı” başlıklı konuşmasıyla devam etti:

“İslamiyet’in başlangıcından beri insanların kendilerini anlattıkları, kendi mahremlerini anlattıkları metinler olmuştur. Öncelikle Allah, Kurân-ı Kerîm’de kendisini anlatmaktadır. Kudsî hadislerde ise, ‘Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim,’ şeklinde çok meşhur bir hadis vardır. Ayrıca, Hz. Peygamber (sav) örnek alınması gereken bir şahsiyet olarak Kurân-ı Kerîm’de sıklıkla zikredilmektedir. Kurân-ı Kerîm’de yer alan 114 suresinin 40’ı doğrudan doğruya Hz. Peygamber (sav)’i ya da onun çağdaşlarının tavırlarını ilgilendiren hususları işaret etmektedir. Hz. Peygamber (sav)’den de kendisinden bahsetmesi istendiğinde, ‘Ben babam İbrahim’in duasıyım’ diye başlayan meşhur, uzun bir metine rastlanmaktadır.”

“Bütün bunları örnek alarak ulemalar da başlangıçtan itibaren otobiyografik metinler, kendilerini anlattıkları metinler ortaya koymuşlarıdır. ‘Müslüman mütevazıdır. Bu yüzden kendisinden bahsetmez’ diye düşünüyoruz. Hayır. Otobiyografiler bizzat Kurân-ı Kerîm’e dayanıyor. Kurân-ı Kerîm’den meşruiyetini alarak kendi hayatlarını yazıyorlar. Duha suresinde geçen ‘fehaddis’ kelimesinden yola çıkarak; Allah’ın senin üzerindeki nimetlerini anlat’ şeklindeki bu ayeti, otobiyografiyi yazmaya bir bahane olarak, meşruiyet kaynağı olarak görülmüştür. 9. yüzyıldan itibaren otobiyografiler yazılmaya başlamıştır. 12. yüzyılda ise biyografi bir tür haline gelmiştir.”

Doç Dr. Kırmızı, biyografileri ve otobiyografileri yazarken çeşitli motivasyonlara şöyle değindi:

“Otobiyografileri yazarken çeşitli motivasyonlar vardır. Birincisi; Allah’ın kulu üzerindeki lütuflarını, nimetlerini göstermek, anlatmaktır. İnsanların kendi başarılarını, kendi güzel hayatını örnek olarak ortaya koymaktır. Müslümanlara örnek hayatlar sunmaktır. Tarih yazıcılığı da bu şekilde başlamıştır. İkincisi; bilgi kaynağı olmasıdır. Kişi, kendisi hakkındaki bilgiyi en iyi şekilde hazırlar. Bu, kendisinden sonra gelecek olan tarihçelere biyografi yazmaları için bir motivasyon kaynağıdır. Üçüncüsü; insanların muhtemel eleştirilerine karşı kendini korumak ve savunmaktır. Dördüncüsü; kendi eserini, bir eserler zincirine bağlamaktır. ‘Var olan bir tür var ve bende bu türde bir otobiyografi yazdım’ demek ve kendi otobiyografisini daha önceki yazarların silsilesine bağlamaktır.”

abdulhamitkirmizi

 

Doç. Dr. Abdulhamit Kırmızı, “Avrupa’da otobiyografiler ne zaman ortaya çıkmıştır?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

“Batıda otobiyografi türü daha çok romana yakın olduğu halde Arapça’da otobiyografi tarihsel tetkiklere dâhil edilmiştir. Bu, hadis ilminin gelişmesiyle ilgili bir durumdur. Hadisçilerin kendi metodlarını oluşturmasıyla ve daha sonra tarihçiliği de etkilerine alacak şekilde bu metodolojinin hegemonyasını kurmasıyla ilgili bir durumdur. Bütün bunlara rağmen otobiyografi, her zaman Batı medeniyetine özgün bir kültür olarak  lanse edilmiş, tanımlanmış ve böyle inşa edilmiştir. Ortadoğu ve Arapça’da yer alan metinlere ise, öksüz metinler muamelesi yapılmıştır. Herhangi bir geleneğe, bir türe dayanmayan, bir silsilesi olmayan metinler olarak görülmüştür.”

“Son zamanlarda yapılan çalışmalar doğrultusunda, Ortaçağ’da, özellikle Arap edebiyatında otobiyografi bilincinin var olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Biz geleneklerimizi yeni ortaya çıkarmaya başlıyoruz. Süleymaniye Kütüphanesi gibi değişik el yazması kütüphanelerinde nasıl bir hazine kurduğumuzu kendimiz daha yeni öğrenmeye başlıyoruz.”

akirmizi

Son olarak otobiyografi geleneğinden bahseden Doç. Dr. Kırmızı, sözlerini otobiyografinin başlangıcına değinerek sonlandırdı:

“Otobiyografi geleneğinin oluşmasının başlangıcı, Meridyen Derneği’nin de asli vazifeleri arasında gördüğü ve hizmet ettiği alan olan siyer alanıdır. Siret kelimesi bütün Müslümanlar hakkında yazılan eserler için kullanılıyor. Siyer sadece Hz. Peygamber (sav)’in hayatı için kullanılıyor. Türkiye’de biyografi kültürü gelişmemiş olup, kimse bunun bedelini almak istememektedir. İslam geleneğinde otobiyografi, biyografiden daha güvenilir sayılmaktadır. Bu da, otobiyografinin İslam tarihçiliğinin yapısına daha çok oturmasından kaynaklanmaktadır. Kişinin beyanı daha önemlidir.”

Program, Doç. Dr. Abdulhamit Kırmızı’nın katılımcıların sorularını cevaplamasının ardından son buldu.