Meridyen Derneği’nin 20. yüzyıla damgasını vurmuş ilim insanları ve aydınlarının hayatlarına tanıklık etmek üzere başlattığı “Meridyen Biyografi Konuşmaları Dizisi”nin V. toplantısı, 12 Aralık 2014 Cuma akşamı Meridyen Derneği’nin Üsküdar’daki tarihi mekânında gerçekleşti.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Fatih Andı’nın katılımıyla gerçekleşen program, Meridyen Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Saliha Büyükdeniz’in selamlama konuşmasıyla başladı.

Gülle İlham, Hızır’la Kelâm Kuşanmak: Sezai Karakoç” başlığı çerçevesinde gerçekleşen programda, Prof. Dr. M. Fatih Andı sözlerine, Sezai Karakoç’un çocukluk ve gençlik dönemlerini anlatarak başladı:

“Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelmiştir. Karakoç, Diyarbakır’a ‘Diyarbekir’ derdi. O zamanın Diyarbekir’i güllerle doluymuş. Bu yüzdendir ki; güller, onun şiirlerinde oldukça geniş yer tutar. Ergenlik çağının sonuna kadar Ergani’de bulunmuştur. Bunun önemi, mayasının doğduğu yerden olmasıdır. O dönemde Karakoç, Diyarbekir’de, Maraş’ta, Antep’te değil, İstanbul’da yaşamış olsaydı hangi baba ona Hz. Ali cenklerini okuyacaktı? Karakoç’un Güneydoğu’da büyümesi ilahi bir durumdur.”

mfatihandi

“Karakoç, maliye müfettiş yardımcılığı görevi nedeniyle uzun yıllar Anadolu’nun çeşitli vilayetlerini dolaşmıştır. Anadolu’nun çeşitli vilayetlerini dolaştığı için çok insan tanımıştır. Sanatçı için bu durum bir şanstır. Karakoç, uzun yıllar sonra İstanbul’a gelip yerleşmiştir. Sezai Karakoç, İstanbul’a başkentler başkenti olarak bakar.”

“Sanata kaynaklık eden din, dini bozmayan sanattır” diyen Prof. Dr. Andı, Karakoç’un din, sanat, medeniyet ve gelenek kavramlarına bakış açısına ise şu sözleriyle değindi:

“Karakoç’un şairlik ve mütefekkir yönü bir aradadır. İkisi arasında tercih yapmak oldukça güçtür. İki kavram birbirini tamamlamaktadır. Şiir ümmetimizin ortak lisanıdır. Karakoç, dinle sanatı öyle bir bağdaştırır ki, sanatı da dinle birlikte düşünülmesi gereken bir olgu olarak ortaya koyar. Bugünün Müslüman entelektüellerin hepsinin yolu Karakoç’a uğramıştır. ‘Ben Müslümanım’ diyen, eli kalem tutan kim varsa Sezai Karakoç ismini tanımak, adından haberdar olmak zorundadır. Sanatında edebiyatında neyi söylediyse, nesrinde, fikirlerinde de onu söylemiştir. Karakoç, estetik olmayı, güzeli görmeyi de dinin bir tamamlayıcısı olarak görür. Sanat, dine yakın bir etkinlik alanıdır. Dinden doğan sanat, zaman içinde bağımsızlaşmıştır.”

“Karakoç düşüncesinin en büyük ufku medeniyettir. Medeniyetin de en somut görüntüsü şehirdir. Ona göre üç büyük şehir vardır; İstanbul, Bağdat, Şam. Karakoç, medeniyet algısı bakımından çok özgün bir yerde durur. Karakoç düşüncesinin en büyük kavramlarından biri de ‘gelenek’ kavramıdır. Karakoç, geleneği de sahih rayına oturtan biri olarak karşımıza çıkar. Gelenek her şair için bir sınav meydanıdır. Kimi şairler ilk adımını en olgun adım olarak atar. Karakoç, şiirlerinde mümkün olduğu kadar kendisini geriye çeker, bunu bir derviş değil bir ermiş edasıyla yapar. Karakoç şiiri ilk adımıyla çıtanın üstüne çıkabilen bir şiirdir. Karakoç’un şiiri kendisininkilerden öncekilere bağlanamayacak kadar özgün bir şiirdir. Sezai Karakoç, kendisinden önceki hiçbir şairden izler taşıyan bir şair değildir.”

fatihandi

Konuşmasında, Sezai Karakoç’u tanımlarken, ‘O, öyle bir entelektüeldir ki, Kur’an’ı da okur, Das Kapital’i de” ifadesini kullanan Prof. Dr. Fatih Andı, Sezai Karakoç’un “Ötesini Söylemeyeceğim” adlı şiiri seslendirerek sözlerini sonlandırdı.

Program, yapılan ikramın ardından son buldu.