Meridyen Derneği’nin 20. yüzyıla damgasını vurmuş ilim insanları ve aydınlarının hayatlarına tanıklık etmek üzere başlattığı “Meridyen Biyografi Konuşmaları Dizisi”nin X. toplantısı, 27 Mart 2015 Cuma akşamı Meridyen Derneği’nin Üsküdar’daki tarihi mekânında gerçekleşti.

Yazar Kamil Büyüker’in moderatörlüğünde, Dr. Tayyar Altıkulaç’ın katılımıyla “Hâdimü’l – Kur’ân Bir Vakıf İnsanı” başlığı çerçevesinde gerçekleşen program, Kamil Büyüker’in selamlama konuşmasıyla başladı.

altikulac

Dr. Tayyar Altıkulaç hakkında kısa bir bilgilendirme yapan Büyüker, “Çocukluğunuzdan biraz bahsedebilir misiniz?” sorusuyla sözü Dr. Tayyar Altıkulaç’a bıraktı.

“5 yaşındayken rahmetli dedem bize tecvit okutuyordu. Kur’ân-ı Kerîm okumayı öğrendim ve 6 yaşındayken hıfza başladım. Annem vefat ettiğinde ben 7 yaşındaydım. İki dedem de hatiptir. Babam ise hafızdır. Bizim köyümüze yakın bir köyde bir zatın yanında babam hafız oldu.”

“1948 yılında ilk Kur’ân kursu açıldı ve babam köyden getirttirilerek Kur’ân kursu hocası oldu. Rahmetli babamın Kur’ân kursunun tabelasında ‘1948’ yazılıydı. Ben Kur’ân kursu hocası olamadım; ama çırak oldum. Kastamonu’nun ova köylerinde 4-5 hafız genç, Salı günü başlayıp Cuma günü hatmi tamamlamak üzere Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını halkın önünde okumuşlardı. 9 yaşındaydım ve tek çocuk olarak benim de halkın önünde Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumam gerektiğini düşünüyorlardı. Bir Salı günü sabah namazından sonra mindere oturtuldum, 3 cüz okudum ve 3 cüz daha okuma düşüncesiyle camiden ayrıldım. Cemaatin müthiş bir ilgisi vardı. Cuma namazında hatim bitti ve duası yapıldı. Başından sonuna okuyan ilk ve tek kişi olmuştum.”

Hafızlık sürecinde yaşadıklarına değinen Altıkulaç, sözlerine dedelerinin tanışma hikâyelerini anlatarak devam etti:

“Hafızlık dönemimde ezber yapmaktan başka bir anım yok. Gece gündüz ezber yapardım. Bisiklete çok meraklıydım; ama hiç bisikletim olmadı. Daha sonraki yıllarda bu özlemimi motosikletle giderdim. Motosikletle şehirler arası yolculuklar yaptım. Oyuncak nedir bilmezdim; hiç oyuncağım olmadı. İlk okuduğum Kur’ân-ı Kerîm hala duruyor, şu an küçük kardeşimde muhafaza ediliyor. Rahmetli babamın kütüphanesinde hadis kitapları vardı; ama dedemin kütüphanesi de, kitapları da hatırladığım kadarıyla yoktu. Belki eski Osmanlıca, Arapça kitapları vardı. İki dedem de birbirleriyle medrese arkadaşlığı yapmışlar ve o şekilde tanışmışlar, dünür olmuşlar.”

taltikulac

“1957 yılında Türkiye’de 7 tane İmam Hatip okulu açılmıştı,” diyen Altıkulaç, İstanbul’daki okulu tercih etmesinin nedenlerinden bahsetti:

“Hafız olmuştum; ama sürekli okuma isteğim vardı. Eğitim hayatıma başladım. Ramazan aylarında mukabele okuyarak hafızlığımı da kaybetmedim. İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul’da okumak istedim. Fatih Camii Baş İmamı ve aynı zamanda Reis’ül-kurra Hafız Ömer Aköz’ün üç talebesi bir gün Kastamonu’ya mukabele okumaya gelmişlerdi ve Hafız Ömer Aköz’ün ismini ilk o zaman duymuştuk. Ömer hocanın talebesi olmak istedim. Kendisiyle tanışmak nasip oldu; ama Ömer hoca Kastamonu’dan İstanbul’a dönerken trafik kazası geçirerek vefat etti. Bu değerli hocanın öğrencisi olmak bana nasip olmadı. O gün hayatımın en üzüntülü günlerinden biriydi. Hocanın talebesi olmak hep içimde kalan bir özlem oldu.”

tayyaraltikulac

 

Altıkulaç sözlerini eğitim yıllarına değinerek sonlandırdı:

“1952 yılı Eylül ayında İstanbul’a geldim. İmam Hatip lisesinin açılışının ikinci yılında öğrenci oldum. Ankara İlahiyat Fakültesi’nin ilk mezunları ya da ikinci, üçüncü mezunları hiç Kur’ân-ı Kerîm dersi görmeden mezun olmuşlardı. Bu yüzden tahsil için ilk akla gelen şehir İstanbul’du. İstanbul’da tahsilime başladım ve yüksek öğrenimime burada devam ettim. Ömer Nasuhi Efendi çok büyük bir âlimdi, teneffüse her çıktığımda yanına sokulur, sorular sorarak fetvalarını alırdım. Ömer Nasuhi Efendi’nin talebesi olmak benim için bir şereftir.”

Program, Dr. Tayyar Altıkulaç’ın katılımcıların sorularını cevaplamasının ardından son buldu.